Perşembe, Mart 19, 2009

The smith

bu versiyon 'louder than bomb' dan gelmişti.gerçekten louder than bomb du
hatful of hollow ise daha çok hayaletlerin arasında geziniyor.ölüm daha yakın daha karanlık daha yoğun duyularımızı sarıyor narin bir gün batımında güneş ışığının kırıldığı maviye dalga sesleri arasında gitarlardan çıkan Back to the old house...
sonra 20 gitarın çaldığı please please please let me get I want...
kumsalda sevgilisine evlilik teklif eden adam...
kızın üstünde hafif bir giysi var oğlan üstünde çiçekli bir gömlek yırtık bir kot conversler pantolunun arka cebinde çiçekler... deniz fısıltılar halinde vuruyor toprağa...
Sing me to sleep
Sing me to sleep
I'm tired and I
I want to go to bed
Sing me to sleep
Sing me to sleep
And then leave me alone
Don't try to wake me in the morning
'Cause I will be gone
Don't feel bad for me
I want you to know
Deep in the cell of my heart
I will feel so glad to go
Sing me to sleep
Sing me to sleep
I don't want to wake up
On my own anymore
Sing to me
Sing to me
I don�t want to wake up
On my own any more
Don't feel bad for me
I want you to know
Deep in the cell of my heart
I really want to go
There is another world
There is a better world
Well, there must be
Well, there must be
Bye bye

The saddest thing I've ever seen...

I would love to go back to the old house
but I never will
I never will...

Cuma, Haziran 20, 2008

dondurma yerken yamulan cay kasiklari

Perşembe, Mayıs 29, 2008

yeniden dinlemek için sonunu bekleyemediğiniz şarkılar

Cumartesi, Mayıs 17, 2008

blonde redhead'den loved despite of great faults çalarken perdelerin arkasından siren seslerinin gelmesi 80 beş saat uykusuzluk sayısız bira saçlarımı kestirdim çok hafifim artık
var oluş senden tiksiniyorum
uykuyu yendim
uyku zayıflıktır
ihtiyaç falan değildir
beynin uykuya ihtiyacı yok
vücudun belki

ben en çok internetten korkarım artık

72 saattir uyumamak
haydeeeeee
effelerin efesi efesi
effelerin efesi
yürekten
çal bağlamayı....

Çarşamba, Nisan 16, 2008

come here

daydream delusion.
limousine eyelash
oh, baby with your pretty face
drop a tear in my wineglass
look at those big eyes
see what you mean to me
sweet cakes and milkshakes
i am a delusioned angel
i am a fantasy parade.
i want you to know what i think.
don't want you to guess anymore.
you have no idea where i came from.
we have no idea where we're going.
launched in life.
like branches in the river.
flowing downstream.
caught in the current.
i'll carry you. you'll carry me.
that's how it could be.
don't you know me
don't you know me by now.

Salı, Nisan 15, 2008

adagio in g minor

bu nası bi kafa dedi K. kararmış parmaklarıyla kaybolan çakmakları ararken.
ay'ın üstünde güneş gözlükleriyle güneşi seyreden penguenler kadar çaresizdi
sen çok pis adama çattın,çocuk dedi
Y.gözlerini, müziğin odadaki siyahlığı
rahatsız eden ışıklarına dikmişti.her rengi kaybediyorduk yorgun bir açlıkta.
güldüm.şimdi bi ekmek kadayıflı dondurma olsa...dedim.
hep beraber kaşıkları bulmaya gittik.

prelüd:a rainbow in the dark part:1

wordsworth ne güzel demiş:
          My heart leaps up when I behold
A rainbow in the sky:
So was it when my life began;
So is it now I am a man;
So be it when I shall grow old,
Or let me die!
The Child is father of the Man;
I could wish my days to be
Bound each to each by natural piety.

konuşmak, bir romantik için ızdıraptır.
bu yüzden hep susmayı tercih ederiz,saklanmayı.
yazmayı çoğu zaman.çünkü cehennem illaki
dünyadır,tanrıdır,hayattır.
şeytan sadece ludwig van çalarken kafayı bulmayı sever.
tabutuma cehennem ağzı yap...yorgunum ölmeme izin ver.

wordsworth:
The world is too much with us; late and soon
çünkü artık kelimeler değerli,harcamaya korkuyorum.
insan aç kalabilir,belki susuz
AMADEUS:
al herşeyimi karanlığıma kadar.yenildim.
her ağıt,içimde kefenleriyle yeşeren herkes
çığlıklarınızı duyuyorum,
ama ormanlarla,ağaçlarla yürümek vakti
kandan meşaleler taşırken
batan güneşe doğru
ay'ın senfonisi yükseliyor...

bolera'mı buldum yaradılışın en yalın ve en güzel haliyle.
artık gecenin bi vakti,
uykumun en ağır yerinde yere düşme hissiyle uyanmıyorum.
kan-ter içinde kalmıyorum.
belki de yaşamak artık daha yoğundur.
hayatta kalmak daha zor.
kaybedebilinicek duyguları öğrenmek.
belki de yalnızdım her şey pürüzsüzdü.
acınası,sefil hayatımın monologlarıyla doluyken.

I wanna grow my hair like beethoven...
(mozart'ın requeim'iyle iyi gider)


Çarşamba, Şubat 27, 2008

tanrı hep geç kalır

Toy-like people make me boy-like

"beni bu sıkıcı partiye getirmek zorunda mıydın" dedi herhangi bir festivale girerken içeri nasıl uyuşturucu sokabileceğini düşünen bay mavi.ayakkabılarına bi bölme dikebilirdi ya da derisine.bay mavi bunun zahmetli olucağını düşündü.bay gri karanlık tarafa geçtiğini hissederken bay mavinin sorusunu duydu kiloyla votkanın ve amfetamin etkisinde.geldikleri massive attack partisi sıkıcı bi hale gelmeye başlamıştı.herkes transa geçmişti ve o da yavaş yavaş ruhunun toprağın altına inmeye başladığını hissediyordu.bar da oturan kıza dakikalardır bakıyordu ama kızın zaten kanlı günbatımıyla bir randevusu olduğunu anladı.uzaklaştı ve bay mavi ye nereye gidicez dedi mars a mı.bize gidelim iki cigara içer yatarız dedi bay mavi.bay gri insanlara baktı dj'e baktı ellerine baktı.yavaş çekimde.gidelim dedi.gitmek için ölüyorum./görünmezdirler hayaletler,kanlı günbatımın da/kafanı gökyüzüne bırak,oksijen çekilirken karanlıkta/gitmek için ölüyorum

Pazartesi, Aralık 31, 2007

ben henüz 2007 ye girememiştim
ne ki bu şimdi???

2000ler bana çok hızlı geldi...

Pazartesi, Aralık 10, 2007

ve kasabın elleri artık satırdır...

vesvese çözümleniyor.keza toplumun suratında patlayan/parçalanan/dağılan bir ışık kümesi:demokrasi.elleri kırbaç tutan şairin bir de çiçek tutması beşiktaştan kara yoluyla moskova'ya ya da hanoi ye geçen bir vapurda.yol uzun ve haşmetli dalgalar kallavi ve yalnız kendilerini düşünüyorlar.kelimeleri boynuna ilmik geçirip yazan yazar.kendini el yapımı bir tanrı silüeti olarak ifşa ediyor.
zihin durgun/akışkan olmayan bir sıvı mahiyetinde gezinirken dehlizlerinde bir panoramanın elle tutulamayan herşeyi kutsal kitapların otoritesine bahşetmeye karar veriyor.devlet ise mıknatısın kutupsuz kısmında dini ve emperyalizmi/kapitalizmi/para seven dünyayı dengeleyemeyen bir terazi gibi çalkanıyor/sallanıyor/kırılıyor

ve köylünün elleri artık topraktır

vesvese düğümleniyor.vakur vatan,kıblesi hep allaha dönük ve ehemmiyet hep karanlığa olacak şekilde ilerliyor/emekliyor/sürünüyor.dikizlenen kişi ve röntgencinin suç ortağı dürbünse,hedefi asla röntgenlediği kişi değildir.bu hususta/mevzuda/durumda/olayda vatan/millet de bir nevi röntgencinin silahı/dürbünü/perdesidir

ve demokrasinin elleri kanı örtmek için eldiven giymiştir

vesvese,insanların içine serpiliyor.savaş en tedarikli/en ölümcül/en sonuç teşkil eden barıştır.zafiyat hesaplanması kolay ama zaman zaman miktar pahalıdır/cep yakar.savaş lordları,vampir pelerinleri,sivriltilmiş dişleri ile ilk önce gittikleri yerde haçları(savaşın allahı yok) ve sarımsakları yaktırırlar.sarımsak yemeyi seven bizim gibi toplumların zaptedilmesi ise zorludur.müşkülpesent halkımız zaten haç olayına sıcak bakmamıştır.tedariğinin zor olması dışında,israfa çevre kirliliğine yol açabilir.dinen de yazıktır günahtır.
sonuç;bir cam kırılmasıyla geliyor.ne yazıkki uçurumlar hep sarptır ve yukarı tırmanmak düşmekten daha zordur.biz ki paraşütleri pek sevmeyiz bi paraşütçü birliğimiz bile yok.ve uçaklar konusunda da hassasız.yani uçmak bize göre değil

üç sokak ötede yatan cesetten habersiz sabahın üçünde eksi 20 derecede donmamak için mızıka çalan çocuğun elleri nolucak peki?ona da mı sokaklarda mızıka çalma çocuk vurulursun dicez?
bence bu biraz mutsuzluk olur biraz yalnızlık olur biraz da sahtekarlık olur ama hiç biri doru kelime olmaz.çünkü her savaşta biz mağlubuz,çocuklar mağlup.

neyse gerilmeyin morrissey dinleyin
I'm driving
Your girlfriend home
And she's saying
How she never chose you
"Turn left", she says
I turn left
And she says
"So how did I end up
So deeply involved in
The very existence
I planned on avoiding?
"
And I can't answer

I'm driving
Your girlfriend home
And she's laughing
To stop herself crying
"Drive on", she says
I drive on
And she says
"So how did I end up
Attached to this person
When his sense of humour
Gets gradually worser?
"
And I can't tell her

I'm parking
Outside her home
And we're shaking hands
Goodnight, so politely

so glad we met

Interpol - Narc (Paul Banks Remix)

Touch your thighs, I am the lonely one
'amember that last sweat
That was the right one
Oh, you mysteries are moving in the sun
I show some love and respect
God love you Beth

She found the lonely sound
She keeps on waiting for time out there
Love, can you love me, babe?
Love, is this loving, babe?
Is time turning around?

Feast your eyes, I am the only one
Control me, console me
That's how it should be done
Oh, history catch fire and so you run
I show love and respect
So glad we met

Pazar, Kasım 11, 2007

taze sıkılmış insan ruhu

gökyüzünü yıka bir avuç suyla
ve koş,kanatlarından kurtulmak için
aya varmaya daha çok var
aya varmaya daha çok var
ben ordan düştüm
yıldızları vurmaya çalışıyordum
sonsuz bir parlaklığın ortasında
ne kadar yalnız kaldığımızı hatırladım

o yüzden siyahtı su
ve kanadı...

Salı, Kasım 06, 2007

*kadın sustu.

SARILDILAR...

bir kitap düştü yere...
kapandı bir pencere...

AYRILDILAR...

*nazım böyle demiş

bende:

bu zindan ki mukaddes bir iblis
ellerinde kadının gece karası ayrılık
yüreğinde yarı aydınlık özgürlük
gözleri yağmur telaşında
değişen kendimidir bilmiyor

üç yalnızlık önce ayrıldılar
vakit mavi, geceyarısı, istanbul
dudaklarında acı bir iklim gibi sonbahar
bir kapı kapandı sessiz
parmakları kanatan seni seviyorumlar

nazım okuyodum neyse böyle oldu.
neyse sen kızgın olma
kitaplardan ümidini kesme bence en azından şiirden gerçi ben söyleyince pek inandırıcı olmuyor

Pazartesi, Kasım 05, 2007

insan gecenin 4buçuğunda çok ciddi oluyor özellikle sabah verilmesi gereken ve daha yapmadığın bi ödevin varsa ve hatta twin peaks(ikiz tepeler)adlı david lynch yapımı muhteşem diziyi izlemekten kendini alamayınca daha ciddi oluor.evet yapamıyorum yapamadığım çok şey var ben ki tuvalete girdimmi 1saat 2saat takılan insanım kitabımı okurum,uyuya kalırım bunun gibi şeyler severim yani ama yapamıyorum mesela sigarayı bırakıcam alkolü bırakıcam temiz bi sayfa açıcam diorum yapamıorum.bugün atilla ilhan şiir yarışmasını kazanan arkadaşın bi şiirini gördüm.beğenmedim mesela ama bişey yapamıorum hayır ii bi şair deilim sadece para için yolladım şiirleri ama beni layık bulmadılar.gücenmiorum insan bu saatte bazı şeyleri görmezden gelio.yorgun hissediyorum.ateş benimle yürür.insan bu saatlerde heyecanlı oluyor.bişeyler olmasını beklemek kadar ızdırap veren bişey yok.insanın inkar edesi geliyor.zayıf.galiba balıkların güçsüz hafızaları olduğunu söylemek yanlış.onlar eminim bizden daha çok şey biliyor.insan zihninin en hafif olduğu zaman dilimi içerisindeyim.afrikaya yerleşmek istiyor insan böle zamanlarda.toprağı hissetmek dokunmak.gökyüzü yoksunuyuz.hepimiz muzdaribiz bundan.balıkları düşünmek kolay.mutlu olduklarını biliyorum.avlandıklarında,pişirilip yendiklerinde bile mutlular.saat 5e çeyrek var.bir çok ünlü yazar ve şairin eşcinsel olduğu aklıma geliyor.başka birini izlerken/gözlemlerken/seyrederken kendi yalnızlığında boğulmak.nüfus 51.201 ama aslında herkes gitti veya hiç tanıyamadın.o 1 sin.tedirgin oluyor insan bazen.sosyoloji okumanın dezevantajlarından biri,fazla gözlem yapmaya başlıosun.aslında yalan hep böyle olduğumu fark ettim.insanlara bakarken buluyorum kendimi.korkuyorum.içime kapanıyorum.ama gerekli olduğuna da inanıyorum.yoksa insanlara hep mutlu biri gibi nasıl gözükebilirsin.yalan söylemeyi seviyorum.insanların sana inanması ama aslında ortada öyle bir gerçek olmaması beni mutlu ediyor.gerçeğin ne olduğunu bende bilmiyorum.bazen çok üzülüyorum.bazen ağlıyorum çok.ama en fazla afrikaya ağlamışımdır.belki onunda yalnızlığı benimkine benziyordur.içinden çıkamadığın bir karanlık.en çok afrikaya ağlıyorum gerçekten.bazen uyuyamıyorum.konuşmayı seviyorum.buda bi nevi monolog.insan kendiyle çok konuşmamalı bence.ürperiyorsun öyle bulduğunda kendini.beni en çok insan elleri mutsuz ediyor.kişiliğin ve kimliğin birbirinden farklı şeyler olduğunu biliyorum ama eller ikisinide yansıtır gibime geliyor.bir insanın elllerinden onu tanıdığını sanmak kadar korkutucu bişey yok.çok insan tanıyorum.her gün sokakta yürüyen yüzlerine bakmaktan korktuğum genellikle.hepsini tanıdığımı zannediyorum.bazen uykudaymış gibi.ben bu saatlerde yalnız oluorum galiba.belki de sebebi bu.aslında hiç kimse bu saatlerde yalnız olmamalı içerde uyuyan biri olmalı.uyandırmamak için ses çıkarmadığın.bi ödevi yapmaktan üşendiğim için böyle davranıyorum bence.ırk ve ayrımcılık üstüne.bembeyaz bir odada galiba insan yazı yazabilir.bembeyaz bir oda hakkında yazı yazabilir.çok mutlu olur.zaman beni üzüyor hep.kaybolmak ilginçtir.süregelen izdüşümün dışavurumu.eve dönememek.en acısı bu olmalı.eve dönemiyorsan kaybolmuşsundur.ben öle düşünüyorum.nerde kaybolduğun çok önemli değil.herhangi bir şehirde/ülkede/kıtada kaybolabilirsin.ama irlanda olmasını tercih ederim.yada afrika.huzur,uzaklık.biliyorum kimse sahra çölüne yerleşmeyi,aç susuz günlerce dolaşmayı seçmez.bunlar fazlaca paul auster okumanın etkileri.ama ellerime bakıp kendimi tanıyamıyorum.cevap veriyorum.fransız kadınlarını seviyorum.isimleri yüzünden olabilir.isimler
.bir kadınla tanışıp ismini bilmek istemiyorum.herhangi bi isim söleyebilir.gerçek olmasını istemiyorum.sahte olanı seviyorum.gerçeklik hep dengeyi bozar.galiba sivil bir simetride yaşlanmak istiyorumdur.tam bir uyumsuzluk içinde.galiba hiç bi zaman şişman bi adam olmıcam.dişlerimin dökülmesinden korkuyorum.parmakların uyuşmasından korkarım.kolay yolu seçiyor.ağaçlar hakkında bi oyun düşünüyorum.tüm yapraklar düşene kadar bir ağacı sallarsın ama dediğim sadece sonbaharda olur biliyorum.güçsüzdürler ozaman.üşüyorum..çok sert yorumlar duyucam.şimdi oturup hiç bişey olmamış gibi twin peaks seyredicem.ama her satırda biraz daha eksildim.garip hiç yorgun değilim artık.güneşi özlemiyorum yanlış anlamayın.gece güzeldir.örtbas eder.bugün fazlasıyla gülmeyi düşünüyorum.ben uykusuz olduğumda insanlar komik geliyor.belki kimseyi beğenmiorum.herkesin bi yanlışı var.olmasa yalnız olmazdık bu kadar.birbirini çeken sözcükler kullanmayı seviyorum yanlıştır yalnızlık gibi.hoşuma gidiyor.uyumayı seven insanım biliosunuz ama onu zayıflık olarak görüorum artık uykuya ihtiyacımız olmasa.canım sıkılıyor.uykulu güneş.acı veren sevgi.siyah aydınlık.şifa veren ölüm.sevinçli keder.gölgesiz varoluş.silüetsiz hayaletler.sahipsiz yalnızlık.inançsız tanrı.parlak sıradanlık.şekspir hep yaşasın...

Pazartesi, Ekim 29, 2007

29 ekim doğumgünlerini kutlayalım kardeşlerim biri kıbrıs biri kırgızistanda

kadir ve semih doğumgünleriniz kutlu olsun size ulaşmak zor oluo ama bilin ki sizi seviyorum sizi özlüyorum sizi bekliyorum kendinize dikkat edin
odaya belirsizlik hakim sanki içerde uyuyan adam benim 2 senedir aynı evi aynı yemeği paylaştığım adam deil bir başkası.kendisini üç gündür görmüordum en sonunda bugün kapıyı açtı kilidi çevirdi içeri girdi ki kendisine müstesna bi şaka hazırlamıştım ama kurtuldu ondan içeri girdi esti gürledi vay efendim ev şöle daınıkmış böle kokuomuş tuvalet hala bozukmuymuş poşete mi sıçıcaz yine gibi serzenişlerle benim kafamda soru işaretleri odasına çekildi.havada sivrisinekler vardı onlar kaldı. neyse benim zihnim harıl harıl çalışıo tabi bu adam 3 gündür nerde???bu sorular hep cevapsız kaldı tabi.neyse biz kendimizi biraya verdik rakıya verdik sigaralar havada uçuşuo elden ele ağızdan ağıza ben unuttum bunu sora bi ara kaldırdık abi dedim gel bikaç lokma bişey ye abi ben aç deilim dedi.bi sigara yaktı elleri titreyerekten gözleri kısık televizyona baktı sonra beni süzdü gözlerini üstümde hissettim.dumanı suratıma üfledi tam ben ulan napıosun dememe kalmadan ben yatmaya gidiorum dedi.içimde bir anda kabaran o öfke söndü gitti.kabarık saçlarla uyumaya gitti.bir sigara yaktım sarhoşluk belirtileri göstermeye başlıyordum.anten ii çekmiyordu.tuvalete gitmeye üşeniyordum.evde poşet kalmamıştı.işte insanlar evlerinde tuvalet kağıdı kalmadığında canları sıkılır çünkü birinin gidip tuvalet kağıdı alması gerekir yyoksa kimse sıçamaz.ama bizim poşetimiz olmadığı için canımız sıkılıodu.poşet bulmak için de alışveriş yapmak lazımdı.alışverişe hep ben gidiyordum.saat 1 O hala içerde uyuyor ne zaman kalkar bilmiorum ama kalkınca kendisine sarılıcam çok özledim beni hiç bırakma dicem bir de küçük mektup yazdım ona yastığın altına koydum çok derin uyur hiç uyanmaz.uyanmasını dört gözle bekliorum.sivrisineklere selam.onlar uyanık kalmamı sağladılar.küçük ısırıklarıyla.kan bedeldir ödenir.ama çiğ yaradılışları yapıcak pek bişey yok.

Pazar, Ekim 28, 2007

20 23 27

When you walk without ease
On these
Streets were you were raised
I had a really bad dream
It lasted 20 years, 7 months, and 27 days
I never, I'm alone, and I
Never, ever oh ... had no one ever

Now I'm outside your house
I'm alone
And I'm outside your house
I hate to intrude ...
Oh, Alone, I'm Alone, I'm Alone, I'm Alone
I'm Alone
I'm Alone
And I never, never ... oh ... had no one ever
I never had no one ever
I never had no, no one ever
Had no one never
Never ... no ...
Oh ...