Cuma, Ocak 07, 2011

çay molası

hızla çoğalır gecenin içinde gümüşten oklarıyla transparan bekçiler
sislerin içinde panflütleriyle üfledikleri kır lirikleri
atarabaları yürüyor ayışığında ıslanarak
köyün dışında bırakılmış bacalardan bir antik ıslık
goblinler sivri dişler sonsuz meşaleler
yürüyor atarabaları
ıssızlığın ortasına
mezarlıkları , çürümüş ağaçları geride bırakarak
emekliyor güneşin ilk savaşçıları sanki varmak istemezlermiş gibi

suyun üstünde ayak izleri
kılıçların mutedil gürültüsü
sessizliğe yeni bir oktav ekliyor
cansız bedenin toprağa değişi

Perşembe, Ocak 06, 2011

ilk

şimdi tüm mekanizmaları kapatılacak
tiridine kravat bandığım demokrasinin
bir daha giymemek üz-re çıkartıyorum
annemin iliklediği bu ceketi ve
çöp kutularına sokakların sivil farkındalığını izleme görevi veriyorum
bozuk süt kusucaklar sokağa adımını attığı an gökyüzüne bakmayı unutanlara
ölü kediler firlatıcaklar patronundan korkanlara
sabaha kadar çalışıp finaline yetişmek için hızla evden çıkan üniversitelinin suratına şarap şişesi firlatıcaklar
yerküreyi iliklerine kadar titret

yaşasın basit olan
yaşasın yaşamın bir sahil kasabasında vuku bulan sadeliği
yaşasın paslanmış parmaklarım beyaz derimin zayıflığı
yoksulluğun taşıdığı umut
bıyıklara yüklenen her türlü ideolojiden itinayla sıyrılan yan odadaki yorgun adam
yaşasın 22 yıl yaz tatili




sikişme sirki

hazır değiliz
iki ucundan tutmaya bu uçurumun
biri çamur
diğeri için zaman aldı yüzündeki yaraları kapatmak

herkes karşısındaki yüzünden yalnızdır
kumsala isimlerimizi yaz yaşlı bir meşe ağacıyla
eninde sonunda
ikimizinki gibi kendilerine ait şarkıları olan bir nesil tarafindan unutulucaz

her şey iki sebepten buradadır
karşısındakiyle imtihan eder kendini

nakres

içim dışıma çıktı
sevimsiz kelimeler bunlar
günler kuyruklu yıldızlara dönüşecek
odalar atlıkarıncalara
veba ;
gri sokaklarda cirit atan kuyruksuz fareler
kalın parmaklarıyla dolma saran ucube kıyafetler
hepimiz ayni şeyi istiyoruz aslında
bir gecede değişmek
bir gecede tüm hastalıklarımızı iyileştirmek
zenci bir şaman tarafından döllenmek istiyoruz
zihnimizin bütün yırtık haritalarını imbat ateşinde yakalım
çünkü bu yeni ve yozlaşmış rüzgarlar
bizi ele verebilir


Çarşamba, Aralık 29, 2010

dance

joe's been fired up
sleeping under my sleeves
shakin' my walls
I glad it was close
torn by sorrow
mischievous curves
had have cursed
by delicate shallows ,
could be
mightier İf I'd live earlier


Pazartesi, Aralık 06, 2010

Pazartesi, Kasım 29, 2010

münferit muhteliflik

artık o tren vardımı haydarpaşa'ya
başımızı kaldırdığımızda görebilicez yıldızları

kül

the moon'u dinledik swell season'dan , filmin fragmanına üleştirilmesi için çekilmiş uzun bir sevişme sahnesinde...

şehrin en seçkin çöplüklerinde uyanıyoruz...

Pazartesi, Kasım 08, 2010

warpaint

I want you more,
Than anyone ever wanted anyone before

Perşembe, Mart 19, 2009

The smith

bu versiyon 'louder than bomb' dan gelmişti.gerçekten louder than bomb du
hatful of hollow ise daha çok hayaletlerin arasında geziniyor.ölüm daha yakın daha karanlık daha yoğun duyularımızı sarıyor narin bir gün batımında güneş ışığının kırıldığı maviye dalga sesleri arasında gitarlardan çıkan Back to the old house...
sonra 20 gitarın çaldığı please please please let me get I want...
kumsalda sevgilisine evlilik teklif eden adam...
kızın üstünde hafif bir giysi var oğlan üstünde çiçekli bir gömlek yırtık bir kot conversler pantolunun arka cebinde çiçekler... deniz fısıltılar halinde vuruyor toprağa...
Sing me to sleep
Sing me to sleep
I'm tired and I
I want to go to bed
Sing me to sleep
Sing me to sleep
And then leave me alone
Don't try to wake me in the morning
'Cause I will be gone
Don't feel bad for me
I want you to know
Deep in the cell of my heart
I will feel so glad to go
Sing me to sleep
Sing me to sleep
I don't want to wake up
On my own anymore
Sing to me
Sing to me
I don�t want to wake up
On my own any more
Don't feel bad for me
I want you to know
Deep in the cell of my heart
I really want to go
There is another world
There is a better world
Well, there must be
Well, there must be
Bye bye

The saddest thing I've ever seen...

I would love to go back to the old house
but I never will
I never will...

Cuma, Haziran 20, 2008

dondurma yerken yamulan cay kasiklari

Perşembe, Mayıs 29, 2008

yeniden dinlemek için sonunu bekleyemediğiniz şarkılar

Cumartesi, Mayıs 17, 2008

blonde redhead'den loved despite of great faults çalarken perdelerin arkasından siren seslerinin gelmesi 80 beş saat uykusuzluk sayısız bira saçlarımı kestirdim çok hafifim artık
var oluş senden tiksiniyorum
uykuyu yendim
uyku zayıflıktır
ihtiyaç falan değildir
beynin uykuya ihtiyacı yok
vücudun belki

ben en çok internetten korkarım artık

72 saattir uyumamak
haydeeeeee
effelerin efesi efesi
effelerin efesi
yürekten
çal bağlamayı....

Çarşamba, Nisan 16, 2008

come here

daydream delusion.
limousine eyelash
oh, baby with your pretty face
drop a tear in my wineglass
look at those big eyes
see what you mean to me
sweet cakes and milkshakes
i am a delusioned angel
i am a fantasy parade.
i want you to know what i think.
don't want you to guess anymore.
you have no idea where i came from.
we have no idea where we're going.
launched in life.
like branches in the river.
flowing downstream.
caught in the current.
i'll carry you. you'll carry me.
that's how it could be.
don't you know me
don't you know me by now.

Salı, Nisan 15, 2008

adagio in g minor

bu nası bi kafa dedi K. kararmış parmaklarıyla kaybolan çakmakları ararken.
ay'ın üstünde güneş gözlükleriyle güneşi seyreden penguenler kadar çaresizdi
sen çok pis adama çattın,çocuk dedi
Y.gözlerini, müziğin odadaki siyahlığı
rahatsız eden ışıklarına dikmişti.her rengi kaybediyorduk yorgun bir açlıkta.
güldüm.şimdi bi ekmek kadayıflı dondurma olsa...dedim.
hep beraber kaşıkları bulmaya gittik.

prelüd:a rainbow in the dark part:1

wordsworth ne güzel demiş:
          My heart leaps up when I behold
A rainbow in the sky:
So was it when my life began;
So is it now I am a man;
So be it when I shall grow old,
Or let me die!
The Child is father of the Man;
I could wish my days to be
Bound each to each by natural piety.

konuşmak, bir romantik için ızdıraptır.
bu yüzden hep susmayı tercih ederiz,saklanmayı.
yazmayı çoğu zaman.çünkü cehennem illaki
dünyadır,tanrıdır,hayattır.
şeytan sadece ludwig van çalarken kafayı bulmayı sever.
tabutuma cehennem ağzı yap...yorgunum ölmeme izin ver.

wordsworth:
The world is too much with us; late and soon
çünkü artık kelimeler değerli,harcamaya korkuyorum.
insan aç kalabilir,belki susuz
AMADEUS:
al herşeyimi karanlığıma kadar.yenildim.
her ağıt,içimde kefenleriyle yeşeren herkes
çığlıklarınızı duyuyorum,
ama ormanlarla,ağaçlarla yürümek vakti
kandan meşaleler taşırken
batan güneşe doğru
ay'ın senfonisi yükseliyor...

bolera'mı buldum yaradılışın en yalın ve en güzel haliyle.
artık gecenin bi vakti,
uykumun en ağır yerinde yere düşme hissiyle uyanmıyorum.
kan-ter içinde kalmıyorum.
belki de yaşamak artık daha yoğundur.
hayatta kalmak daha zor.
kaybedebilinicek duyguları öğrenmek.
belki de yalnızdım her şey pürüzsüzdü.
acınası,sefil hayatımın monologlarıyla doluyken.

I wanna grow my hair like beethoven...
(mozart'ın requeim'iyle iyi gider)


Çarşamba, Şubat 27, 2008

tanrı hep geç kalır

Toy-like people make me boy-like

"beni bu sıkıcı partiye getirmek zorunda mıydın" dedi herhangi bir festivale girerken içeri nasıl uyuşturucu sokabileceğini düşünen bay mavi.ayakkabılarına bi bölme dikebilirdi ya da derisine.bay mavi bunun zahmetli olucağını düşündü.bay gri karanlık tarafa geçtiğini hissederken bay mavinin sorusunu duydu kiloyla votkanın ve amfetamin etkisinde.geldikleri massive attack partisi sıkıcı bi hale gelmeye başlamıştı.herkes transa geçmişti ve o da yavaş yavaş ruhunun toprağın altına inmeye başladığını hissediyordu.bar da oturan kıza dakikalardır bakıyordu ama kızın zaten kanlı günbatımıyla bir randevusu olduğunu anladı.uzaklaştı ve bay mavi ye nereye gidicez dedi mars a mı.bize gidelim iki cigara içer yatarız dedi bay mavi.bay gri insanlara baktı dj'e baktı ellerine baktı.yavaş çekimde.gidelim dedi.gitmek için ölüyorum./görünmezdirler hayaletler,kanlı günbatımın da/kafanı gökyüzüne bırak,oksijen çekilirken karanlıkta/gitmek için ölüyorum